Her İcat Doğar Acıyla Sancıyla

Merhaba 😀

Merhaba saygıdeğer okurlarım, bu haftaki yazımda Albert Jack’in yazmış olduğu ve Murat Çetinbakış’ın çevirdiği “İcat Çıkarma” kitabından edindiğim bilgilerle beraber çıkarmış olduğum yorumlardan bahsediyorum.

Her zaman yapmaya çalıştığım gibi şimdi de Türkçe sözlüğümü açıp üzerine yoğunlaşacağım kelimenin anlamına bakıyorum.

Sözlükte “İcat”

Türk Dil Kurumunun hazırlamış olduğu Türkçe sözlüğe göre icat kelimesinin karşılığı “buluş” kelimesi. Buluş kelimesinin anlamı da “elimizde olanları kullanarak yeni bir şey yapmak, keşf inetmek” olarak tanımlanmış. Bu tanımdan yola çıkarsak mucit yani icat yapan birisi elinde iki tane eksi (-) varsa bunlardan bir tanesini 90° döndürüp üst üste getirerek artı (+) elde edebilir. Mucit kimse bunu başarabilir ancak onun asıl özelliği bulunduğu durumdaki sorunları eksi olarak görüp onları bir şekilde evirip çevirip artı yapabilmesi çözüm üretebilmesidir. Ortaya çıkardıkları icatlar insanların hayatına ne kadar artı katarsa insanlar o kadar değer gösterir ve o kadar anarlar. Hatta sonraki nesillere bir vefa borcu olarak anlatırlar. Mesela ampulün keşfi Thomas Edison ile olmuştur. Ailemdekiler T. Edison’un keşfini bilmekle beraber çocukluk dönemimde bana da öğrettiler. Bunun öneminden kısaca bahsedeyim. İltifat görmeyen marifet, körler köyünde güzel olmaya benzerliği o güzel bir zaman sonra güzelliğinin değersiz olduğunu düşünüp güzelliğine önem vermez ve çirkinleşir.

Bizler bazen kendi çabalarımızla bazen de gözlemlerimiz ile çeşitli sorunlarımıza çeşitli çözümler üretiriz. İşin aslına bakarsak ürettiğimiz çözümler ilk defa üretildiyse icat yapmış oluyoruz ancak maalesef ki bu icadı işe yaramaz gören, dalga geçen vb. saygısızlıkları yapanlar olur. Bu kötü yorumlar mucitlere çok çile çektirir, çok rahatsız eder çünkü ortada bir sorun, bir dert varken siz onunla uğraşıp çözüm üretiyorsunuz ancak bu sefer birileri anlama gayreti göstermeden sizin çözümünüzü, icadınızı kötülüyor. Eleştirmiyor, kötülüyor. Bu da çok kötü şeyler doğuruyor.

Düşüncelerimi daha iyi ifade Edip sizin anlamanıza yardımcı olmak için kalemini Galileo’ya emanet ediyorum. 😆

Galileo : Bana da gülmüşlerdi

Sizlere önce şunu belirtmem gerekiyor ki ben yani Galileo teleskopun mucidi değilim. Bu yanılgının içinde olanlar varsa bilsinler ki 16. yüzyılda Hans Lippershey adlı bir mercek üreticisi atölyesindeki çocukların iki merceği yakınlaştırıp uzaklaştırarak uzaktaki bir rüzgargülüne baktıklarını fark ederek teleskopu 1608’de icat etti.

Ben Galileo, 1586’da hidrostatik denge tasarımı üzerine yazdığım kitapla bilim dünyasında büyük bir üne kavuştum. Teleskopu duyduğumda çok heyecanlanmıştım ve bu konuda çalışmam gerektiğini düşündüm. Bu çalışmamın ilk meyvesini 1609’da hassas teleskopu icat ederek aldım. Ancak bununla yetinmedim. Elimdeki mercekler dönemimin en iyileri olmasına rağmen yetersizdi. Bu sefer mercek yapımının inceliklerini öğrenmeye koyuldum. Bu çabalarım da güzel bir sonuç verdi. Gözün gördüğünü 10 kat yakınlaştırabiliyordum.

1609’da Venedik’te önde gelen senato üyeleri ile çan kulesinin tepesine çıktık ve icatlarım ile uzaktan yaklaşmakta olan bir gemiyi onlara gösterdim ve 2 saat sonra Venedik’te varacağını açıkladım. Bu mesafedeki bir gemiyi gözle görmek neredeyse imkansızdır. Venedik Dükü Leanordo Donato (1536-1612) icadımın değerini hemen anladı ve düşman donanmasına karşı kullanmak için sipariş verdi. Bunun ardından bana öğretim görevlisi olmayı teklif etti ve ben de kabul ettim. Maaşımı iki katına çıkardılar. 45 yaşında bunları yapabilmek güzel bir başarı ancak ben bununla yetinmedim.



Teleskobumu ufkumdaki şeylerden gökyüzüne çevirdikten sonra acım sancım dinmez oldu. Kilise herkese İncil’i gösterip “Dünya evrenin merkezinde ve gökyüzünde olanlar bizim etrafımızdalar” diyip kandırıyorken ben teleskoplarımla Ay için kusursuz diyen birileri vardı. Bu birileri tabi ki ‘Kilise’ydi oysa ben Ay’da vadiler, kraterler, sıradağlar gördüm. Ben burada adeta sarsıldım çünkü dinim hristiyanlığı çok seviyorum ve çok bağlıyım. Kilise bize Dünya’nın benzeri çok derdi halbuki Ay Dünya’ya çok benziyordu. Jüpiter’i görünce Dünya’nın kardeşi dedim. Onun da etrafında dolanan dört tane uydusu vardı.

 İpin Koptuğu Yer

Böyle olağan dışı bir şeyde uğraşıp yeni şeyler öğrenince bir kitapla bunu insanlara anlatmak istedim. “Yıldızlı Ulak” adında bir kitap yazdım. Bu kitabım kısa sürede çokça ilgi gördü. Ben sevinmeye başlamıştım ki kulağıma hoş olmayan sözler geldi. Bir takım bilim insanları benim fikirlerimi çılgınca bulup benimle dalga geçtiler. Çok az bilim insanı beni destekledi. Onlar da böyle büyük bir kitle karşısında bana destek veremediler.

Bir yandan da benim bu keşiflerim Kopernik’in uzun zaman önce söylemiş olduğu “Güneş, evrenin merkezidir.” sözünü destekliyordu. Katolik Kilisesi bunu hiç hoş karşılamadı. Ben bunca soruna rağmen gökyüzüne bakmaya devam ettim ve Venüs’ü inceledim. Belirli aralıklarla Venüs’ün üstüne gölge geliyor sonra bu gölgeler geri gidiyordu. İşte burada dedim ki : “Venüs bizim etrafımızda dönseydi Venüs’ün üstüne gölge düşmez hep normal görürdük. Güneş’in etrafında döndüğü için üstüne gölge düşebiliyordu.” Bu söylediklerim İncil’le çeliştiği için korkuyordum. İşkence çarkında kemiklerim kırılarak ölmek istemiyordum. Bundan dolayı Kilise ile aramda orta yol bulmaya çalıştım. İncil’i yanlış anlamış olabiliriz, dedim ancak bir türlü Kilise’yi ikna edemiyordum.

 Hüzünlü Son 😢

Roma’da bir fermanla bana fikirlerimden vazgeçmemi emrettiler. Ben fikirlerimden vazgeçmesem de susmayı ve anlatmamayı kabullendim. Ben dinimi reddetmiyordum sadece araştırma yapıyordum ama Kilise beni suçlu buldu. Ceza olarak ömür boyu ev hapsine mahkum edildim. Ardından kitaplarım da yasaklandı. Ben Galileo ve benim hikayem böyle.

 Aklında Olsun 🤔

Galileo sözlerini böyle bitirirken 1642’de hayatı sona erdi. Galileo ve teleskobu o gün için değersizdi ancak şuan için çok değerli. Siz Kilise gibi bağnaz olmayın ve o günki bilim insanları gibi fikirlerle dalga geçmeyin. Sorgulayın, eleştirin, araştırın. Çılgınca da olsa her fikre değer verin. Az ya da çok değer verin. Kim bilir belki bir Galileo yetişiyordur…

Yayınlayan

ATİ

3 ocak 1999'da Sivas'ta dünyaya geldim. Ben doğduktan sonra ailem Sivas'ın Kümbet bölgesinde yeni bir eve taşındılar. Hâlâ bu evdeyiz 😊 Küçüklüğüm oyunla geçiyordu. Her çocuğa sorulduğu gibi bana da "Ne olacaksın?" diye sorulduğunda ben "Bilim adamı" olacağım cevabı veriyordum 😎 Bu cevabı neye dayanarak veriyordum bilmiyorum ancak sanırım ailemin etkisiyle veriyordum. Biraz daha büyüyüp okul çağına gelince seve seve okula gitmiştim bunda anasınıfı öğretmenimin çok faydası oldu. Anasınıfını ve ilkokulu Vali Aydın Güçlü İlkokulu'nda okuduktan sonra Mevlana Ortaokulu'nda ortaokulu okudum. SBS'de Sivas Fen Lisesi'ni kazandım. Biraz garip geçen 4 yılın ardından LYS ile Cumhuriyet Üniversitesi'nin Tıp Fakültesi'ni kazandım ve ilk sitemi kurdum. Sitemin açılış tarihi : 29.7.2017

“Her İcat Doğar Acıyla Sancıyla” üzerine 3 yorum

  1. Çok güzel anlatım olmuş gerçekten okurken kendimden geçmişim 🙂 daha çok bu tarz içerikler üretirseniz okuyucularınızda çok olur.

  2. Esasında her mucit zamanında bir çok zorlukla karşılaşmıştır. Bu zorlukları aşanlar icat yapabilmişler ve günümüze kadar gelebilmişler. Aşamayanlar ise yok olup gitmişlerdir. Halen icat edilebilecek bir çok şey vardır. Bunu başarabilen zamanın mucitleri de geçmiştekiler gibi zorlukları yenmek zorundadır

  3. Zor olmadan hiçbir şey başarılamıyor ama uğraştığınız şeyi başardığınızda da tadı bir ayrı oluyor. 🙂

Bir Yorum Yapın