Erzurumlu Âşık Kelamî

Aslında adaş olduğumuz Kelamî miladi 1847 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde Dünya’ya geliyor. 11 yaşlarında çobanlık yaparken bir gece Ağıl Taşı mevkiinde uykuya yenik düşer. Uyurken çıkardığı ilginç seslerden korkan çoban emmisi onu uyandırmaya çalışsa da başarılı olamaz. Ertesi günlerde de küçük çobanımız Ahmet benzer şekilde uykudayken sesler çıkarmaya devam eder. Aradan günler geçtikten sonra sessizliğini bozup rüyasında pirler meclisine kabul edildiğini ve Belgüzar isimli kızı görüp aşık olduğunu söyler. O günden sonra şiirlerini dile getirmeye başlar.

Bir gün küçük çobanımız Ahmet’in yolu Artvin, Yusufeli’ne düşer. Orada Âşık Kelâmî Baba ile tanışır. Baba’nın Ahmet’ten aldığı cevaplar sorduğu sorular karşısında hayli hakikatli olunca Baba bu duruma kayıtsız kalamaz. Hak aşığı Ahmet’e kendi mahlasını armağan eder. Artık Ahmet’in ismi “Âşık Kelâmî” olmuştur.

Köyünden Mercan Hanım ile evlenen Âşık Kelâmî 2 çocuk sahibi olur. Ahaliden saygı görüp sevilmesine rağmen insan kadri kıymeti nedir bilmeyenler tarafından incitilir. O da kırgınlığını şiirlerinde anlatıverir. Öldükten sonra beni anlayacaklar diye düşünerek sabır ile hayatına devam eder. Okuma yazma bilmediği söylenen Âşık Kelâmî’nin eserlerini Mehmed Efendi defterine geçirir. Mehmed Efendi onun için “sır katibi“dir. Bütün şiirlerini o kaleme alıp günümüze aktarmıştır lakin akrabalarından bir kısmı onun 500 sayfalık defterinden yaprakları sigara kağıdı olarak kullanma cehaletinde bulunmuşlardır.

Oldukça dindar, olgun ve manevi yönü kuvvetli birisi olan Âşık Kelâmî, Peygamber Efendimiz’e (aleyhisselam) duyduğu muhabbeti, sevgiyi, özlemi şiirlerinde defalarca ifade etmiş. Dünya’nın geçici olduğunu, doğruluğun özde olması gerektiğini cihana haykırıp bu düsturda yaşamış.

80 yıllık Dünya sürgünü 1927 yılında ahirete irtikal ederek bitmiştir. Mekânı cennet olsun.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.