Miskin Askerden Miskinler Tekkesine

Gelin sizlerle beraber 16. yüzyılda ayak bastığımız toprakların şifa merkezi Şifaiye Medresesine gidelim…

Şifaiye Medresesi inşa edildiği 1218 yılından beri halkımıza şifa dağıtmaya ve sizin gibi genç hekimlerin yetişmesine vesile olmuş. Anadolu’nun en büyük şifahanesine dört bir yandan çeşitli hastalar getirilirmiş. Hekimler onların hastalıklarını tanır, şifaya vesile olmak için ilaçlarını hazırlarmış. Şâfi olanın izniyle nice hasta için şifaya vesile olmuşlar. Ancak şu sıralar bir hastalık ortaya çıkmış ki hekimler altından kalkamaz olmuş. O hastalık tahmin edeceğiniz gibi cüzzam.

Hekimlerimiz neler ettiyse halkımızı cüzzamdan koruyamamış. Köy köy, kasaba kasaba halkımız hasta oluyormuş. Fark edilmiş ki kimi köyler hep beraber hasta olurken kimi köylerde bir hasta bile olmuyormuş. Hekimler bunu düşünüp bir çözüm yolu aramaya çalışıyormuş. Günün birinde Selahaddin Efendi’nin gördükleriyle çözüme ulaşılmış. Peki o çözüm neydi?

Şimdi size onu anlatayım. II. Selim, Osmanlı padişahlığını yaparken Kıbrıs’a, Tunus’a, Yemen’e seferler düzenleyip Osmanlı sancağını yeni diyarlara götürüyordu. Bu seferlere giden ordudan bir asker var ki hikâyesi ilginçtir. İsmi unutulmuş olsa da Darülfünun’da tahsil görmüş üstüne orduya katılmış lakin aradığını orduda bulamamış. Savaşların kasvetli ortamından bıkıp içine kapanmış adeta miskinleşmiş. Bu zat ordudan ayrılıp Karacaahmet’te bir dergaha girmiş. Orada sessiz sakin, kendi halinde günler geçiriyormuş.

Miskin asker, cumadan cumaya dışarı çıkarmış. Cuma namazı vakti cemaatten hastalık almış olacak ki bir cumartesi günü sessizliğine dermansızlık da eklenmiş. Dergaha çağırılan hekim, miskin askerin cüzzama yakalandığını ve şu anda onu tedavi edemeyeceğini söylemiş. Miskin asker, bunun üzerine dergahta bir odaya kapanıp artık ecelinin gelmesini beklemeye başlamış. Kapısına kim gelip ne derse desin kapıyı açmıyormuş. Getirilen bir öğün yemeği alıp tabağını iade bile etmiyormuş. Dergahtakiler ses etmeyip kendi haline bırakmışlar miskin askeri. Günler günleri kovalarken miskin asker bakır lekelerinden kurtulmuş, dermanını geri kazanmış. Şifayı bulan miskin asker dergahtaki eski günlerine geri dönmüş yani anlayacağınız şifa ona nasip olmuş. Aynı zamanda dergahta bir kişi bile cüzzama yakalanmamış.

O sıralarda dergahta kalan Sivaslı Selahaddin Efendi bunlara hayretle şahit olmuş. Sivas’a gelip şahit olduklarını Şemseddin Sivasî dergahında dostlarına anlatırken orada bulunan Şifaiye Medresesi hekimleri miskin askerin kendisini ayrı bir odada tutup dergahı korumasından etkilenerek Şifaiye’deki cüzzamlı hastalar için benzer şekilde bir tekke kurulmasını arzulamışlar. Şemseddin Sivasî dergahındaki efendiler halkın bu salgından kurtulması için gönüllü olarak şehrin dışında bir tekke kuracaklarına söz vermişler.

Şehir dışında bir tekke kurulmuş ve Şifaiye’deki bütün cüzzamlı hastalar bir bir tekke odalarına yerleştirilmiş. Zaman içinde odalardaki hastaların bir kısmı şifa bulurken bir kısmı hastalığa yenik düşmüş. Hastalardan yenik düşenler olsa da şehirdeki salgının yayılımı azalmış. Görülen fayda ile yeni bir uygulamaya gidilme kararı alınmış. Şehre giriş yaparken yolcular kontrol edilip hasta olanlar tekkede misafir edilmiş. Bu uygulama ile şehirde salgın bitecek noktaya gelmiş. Bundan hayli memnun olan valiler her eyaletin bir Miskinler Tekkesi kurması emrini verip çalışmalara başlamış. Bu sayede halk cüzzamdan kurtulmuş.

Miskin askerden ders alınarak kurulan tekkeler II. Mahmut devrinde daha da yaygınlaştırılmış. İkinci meşrutiyet dönemine kadar halka hizmet eden tekkeler artık işlevini yitirip kapatılmış.

Bu yazı Tıpatıp’ın 40. sayısı için yazılmıştır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.